Çankırı Darülhadis’in & Mevlevihanesi’ninTarihçesi
Türkiye Selçukluları sultanı Alaaddin Keykubad adına Çankırı’yı idare eden Atabey Cemaleddin Ferruh, 1235 yılında günümüzde Taş Mescit diye bilinen yapının bulunduğu tepeye bir hastane (bimarhane-darüşşifa-darülafiye) yaptırmıştır. Cemaleddin Ferruh 1242 yılında da bu binanın kuzey bitişiğine, halen Taş Mescit diye bilinen Darülhadis-Türbeyi yaptırır. Binanın alt katları türbedir. Selçuklularda 13. yüzyıldan 13 yapıda, yapının bir bölümü türbe olarak düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere Atabey Cemaleddin, kitabelerine göre tarihleri ve işlevleri farklı iki ayrı yapı inşa ettirmiştir. Ancak Osmanlı döneminde bile bu iki yapı birbiriyle karıştırılmıştır. Kastamonu Evkaf Memurluğunun 30 Eylül 1916 tarihli yazısından iki binanın aynı yapı olduğu ve sonradan Mevlevihane olarak kullanılmaya başlandığının kabul edildiği anlaşılıyor. Bu yanlış Cumhuriyet dönemi araştırmalarında da devam etmiştir.
Mevcut binanın (Darülhadis) güney duvarının, ortadan kalkmış olan Darülafiye’nin kuzey duvarına bitişik yapıldığı plandan açıkça görülmektedir. Bu yüzden Darülafiye’nin kuzey duvarında batıdaki mazgal pencere kapatılmak zorunda kalınmış, doğudaki ise Darülhadis tarafında biraz da eğri olarak dar bir aralık şeklinde devam ettirilmiştir. Bezemeli taç kapısı Darülhadis’in içinde kalmıştır.
1963 yılı onarımında cephe kaplamalarının çoğu, batı duvarının üst kat bölümü ve batı tonozu yenilenmiş, kubbe kasnağı ve kubbe taş kaplanmış, istinat duvarları, kuzey bölümde merdiven eklenmiş, kuzey giriş basamakları elden geçirilmiştir. 1977 yılında da beton subasman yapılıp kubbe derzleri yenilenmiştir. İki yapının ilişkisini açıklayacak kesin bilgilere sahip değiliz. 13. yüzyıl Türkiye’sindeki aynı işleve sahip medreseler genellikle avluludur. Burada arazinin dar ve eğimli olması yüzünden avludan vazgeçildiği anlaşılıyor.
1963 onarımı öncesi Mevlevihane’nin semahanesi, şeyh evi ve derviş hücreleri yıkılmış durumdaydı. Darülhadis 1242 yılında yapılırken, 1235 yılında inşa ettirilen Darüşşifa/Darülafiye bir deprem sonucu harap oldu. İki yapıdan Darülafiyenin bir deprem sonucu yıkılıp Darülhadis’in sağlam kalmasını Darülafiyenin zemine iyi oturtulmaması ve moloz taşla yapılması, Darülhadis’in ise kesme taştan olması ve zemine iyi bağlanmasıyla açıklamak kısmen doğrudur.
Darüşşifa’nın Mevlevihane Olarak Kullanılması
Bu yapının veya her ikisinin ne zaman Mevlevihane olarak kullanılmaya başlandığı çetin bir meseledir. Osmanlı geleneğinin zaman içinde Çankırı’yı fetheden Karatekin Bey ve daha sonra Çankırı’yı Alaaddin Keykubad adına yöneten Atabey Cemaleddin Ferruh’u şeyh olarak kabul ettiği anlaşılıyor. Üstelik Taş Mescid’in (Darülhadis) eskiden kilise olduğu gibi yanlış bir bilginin zaman içinde resmi belgelerde bile yer bulması dikkat çekicidir. Mevlevi yazışmalarına göre Mevleviliği Çankırı’da kuran Şeyh Cemaleddin’dir. Atabey Cemaleddin Ferruh 1219-1242 yıllarında valilik yapmış 1242’de ölmüştür. Mevlana 1273 yılında öldüğünde Mevlevilik henüz kurulmadığına göre Atabey Cemaleddin’in bir Mevlevi şeyhi olması mümkün değildir. 16. Yüzyıla kadar hakkında bir bilgi olmamakla beraber Mevlevihane’nin kuruluşunun Ulu Arif Çelebi (ö.1320) döneminde olduğu görüşünün de belgesi yoktur. Yine Darülhadis zaten bir medrese olduğuna göre, Mevlevihane bünyesinde bir Şeyh Cemaleddin Medresesi kurulduğu görüşü temelsizdir.
25 Haziran 1797 tarihli padişah beratıyla Şeyh Cemaleddin Vakfı için Mehmed Emin Halife şeyh olarak atanmıştır. Burada Şeyh Cemaleddin olarak adı geçen kişi Cemaleddin Ferruh olmalıdır. Şeyh Cemaleddin Medresesi H. 987 / M. 1579/80 yılında işler durumdadır. Bu durumda 1580 yılından sonra başlangıcını bilmediğimiz bir tarih ile 1797 yılı arasında vakfın işlemez duruma geldiğini söyleyebiliriz. Belgedeki uzun süreden beri ifadesine bakarak iki yüz yıllık bir ara düşünülebilir. Ne Şeyh Cemaleddin Vakfı ifadesinde ne de yerine tayin edilen Mehmed Emin Halife için Mevleviliğe işaret edilen bir sıfat kullanılmaması da dikkate değer. Bimarhane Mescidi’ne imam atandığı 30 Mayıs 1804 tarihli padişah beratında yine Mevlevihane ifadesi yoktur. Ancak 25 Mart 1892 tarihinde Mustafa Nuri Dede’nin atandığı padişah beratında Şeyh Cemaleddin Mevlevihanesi diye söz edilir. Fakat Nuri Dede 20 Kasım 1912 tarihli yazısında, Çankırı mahkeme sicilinden 100 sene önce Şeyh Ahmed Mevlevi adına bir delailhanlık görevi beratı bulup bu görevleri tekrar üzerine aldırdığını belirtiyor. Nuri Dede’nin sözünü ettiği, belgedeki ifadesiyle, “…Şeyh Cemaleddin nam azizin Taş Mescid dimekle maruf zaviyesinde…” şerifhan olan Seyyid Şeyh Ahmed el-Mevlevi’nin öldüğünü belirten 26 Zilkade 1213 / 1 Mayıs 1799 tarihli kayıt olmalıdır.
1797 yılındaki atamada Mevleviliği belirten bir ifade olmamasına karşılık Çankırı Şeriye Siciline göre 1826 yılında Çankırı şehrindeki Mevlevihanenin meşihat ve mesnevihanlığına getirilen Ali Dede sultana dua edecek, Mevlana’nın kitaplarını halka okuyup ayin yapacak, gelen geçen fukaraya hoş muamele edecektir. Bu tarih sözü edilen delailhanlık göreviyle uyumludur. Ancak 1826 yılındaki bu Mevlevihane’nin bina olarak Darülhadis veya Darülafiyeyi kullandığı konusu açık değildir. Belgeler itibarıyla Darülhadis ve Mevlevihanenin kesin ilişkisi Nuri Dede’nin Çankırı Mevlevihanesi’ne şeyh olarak atanmasıyla başlamıştır. Nuri Dede atanma tarihini 1887 olarak göstermekle beraber ilgili padişah beratı 25 Mart 1892 tarihlidir ve burada Şeyh Cemaleddin Mevlevihanesi adı geçer. 11 Eylül 1888 tarihli belgeden, Nuri Dede’nin 4 Şubat 1888 tarihinde Mevlevihane onarımı için istekte bulunduğunun anlaşılması, atama tarihi olarak 1887 yılını doğruluyor. Nuri Dede’nin yerini aldığı Şeyh Osman’ın Mevlevi olup olmadığı da belirsizdir.
11 Eylül 1888 tarihli belgede Cemaleddin Vakfı ile Mevlevihane arasında ilişki olmadığı belirtilmesine karşılık, 11 Kasım 1899’da Şeyh Cemaleddin Medresesi vakfından 2000 kuruş gelirin mahkeme kararıyla Mevlevihane’ye alındığı anlaşılıyor. Artık şeyh kabul edilen Cemaleddin Ferruh Vakfının gelirleri ancak Nuri Dede ile beraber Mevleviler tarafından kullanılmaya başlandığına göre, 1826 yılında Ali Dede’nin atandığı Mevlevihane eğer Taş Mescit’teki ise bu Mevlevihane hangi gelirle idare edilmiştir? Bu soruya şimdilik bir yanıt veremiyoruz.
Tarihçenin tam metnine ulaşmak için tıklayınız.